Ana sayfa UZAY GÖKERMAN Volkan Demirel “hain” mi?

Volkan Demirel “hain” mi?

PAYLAŞ

Cumartesi günü Başakşehir’e karşı alınan yenilgi sonrasında bir kısım Fenerbahçeli yediği goller nedeniyle bütün hesabı Volkan Demirel’e kesti. Bu kesimin sosyal medya hesap paylaşımlarında yılların emektar Fenerbahçelisine “hain” demekten bile geri kalmadığına şahit olduk.

TDK’da hain kelimesinin birbirine yakın ve tamamlayan üç anlamı var.

  1. Hıyanet eden kimse
  2. Zarar vermekten, etmekten hoşlanan kimse
  3. Kötü niyeti olan

Bir Fenerbahçeli, taraftarı olduğu takımın neredeyse 20 yıla yakın formasını giydiği, sayısız şampiyonluk, kupa kazandırmış, Avrupa’da turların geçilmesine katkı sağlamış; “1 Volkandır Fenerbahçe” diye anlam verdiği futbolcusuna nasıl olur “hain” der ya da onu değersizleştirir, itibarsız hale getirir, bunun üzerinde düşünmek gerekiyor.

Bu durum “birkaç kendini bilmez” ile geçiştirilemeyecek kadar önemli, içsel ve kalıcıdır.

Fenerbahçe son 10 yılda birçok travmatik olay yaşadı. Önemli bölümü dış kaynaklı olmasına rağmen etkileri içe kırılarak, çözülerek, çökerek hissedildi.

Bir spor kulübü olmasına karşın varlığı onun ötesine geçerek üzerine kupmaslar kurulan, darbeler yapılan bir yapı haline gelen Fenerbahçe’nin diğerlerinden hızla ayrılarak değişim, dönüşüm yaşamasıyla içerisi de farklılaştı.

21 bin kişinin oy kullanarak başkan seçtiği devasa, kompleks bir yapı ile 3 bin kişinin ancak bir araya gelerek oy kullandığı bir derneğin aynı olması elbette beklenemezdir.

Yapının “büyüklüğü” taraftar için her ne kadar övünülecek bir göstergeyse de onu yönetmek, yönetilenin bütününe sahip çıkmak başlı başına mesele haline geldi.

3 Temmuz sonrasında taraftarın kulübüne sahip çıkarak ona saldıran dış güce karşı geçilmez bir duvar oluşturması hiç kuşkusuz taraftarın misyonunu da etkiledi.

Sosyal medya bu süreçte tüm Fenerbahçelilerin haberleştiği ve kamuoyu yarattığı önemli bir platform olarak kendisine yönelen saldıraya karşı da güçlü bir silah oldu.

Buraya kadar her şey olumlu görünüyor olabilir ama az önce söz ettim saldırılar, manipülasyonlar, kumpaslar, darbeler hiç bitmedi.

Bunların herbiri maalesef yönetim tarafından da doğru yönetilemedi ya da zamanında doğru teşhisler koyulamadığından çözümler ya geçici ya da sürece yeni fay kırıkları olarak geri döndü.

2014’teki şampiyonluktan sonraki yıllarda şampiyonlukların kıl payı, finallerde kupaların kaybedildiği her sezon bu bölünmüşlük, içe çöküş artarak devam etti ve 2017 Eylül ayında bir sene sonraki seçim sürecinin start almasıyla ortaya çok daha büyük, keskin ve hatta birbiriyle uzlaşması çok kolay görünmeyen bir yarış başladı.

2 Temmuz 2011 günü Fenerbahçe’nin piyasa değeri 1 milyar Euro’nun üzerinde rakipleri Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor’dan fazlaydı. Bu yapıyı kuran eski yönetime seçim sürecinde ve sonra yaşanılan onlarca olaya karşın hakkının teslim edilmeksizin zaman zaman beceriksizlikle ara sıra da art niyet içeren suçlamaların yöneltilmesi, hesap sorulması öyle ya da böyle dönemin tüm paydaşlarını sorumluluk altında bırakan fiili bir durumun oluşmasına da neden oldu.

En başta sorulması gereken soru şu olmalıydı; Fenerbahçe’yi 1 milyar euro değere çıkaran yönetim nasıl oldu da 7-8 senede 500-600 milyon euroluk bir borç yaptı?

Cevabını sıradan bir Fenerbahçeli bilmiyor olabilir mi?

Bu soruyu Fenerbahçeli kendi içine değil, dışarıya karşı haykıracak ki hesap sorulması gereken bir neden oluşturulacak!

Volkan Demirel’in bir grup tarafından bugün hain ilan edilerek istenmemesi, hedefe koyulmasının geri planında yatan gerçeklik de bununla bağlantılıdır.

Fenerbahçe bugün tarihinin en kötü sezonunu yaşıyor. Benzerini daha önce hiç görmedi, tecrübe etmedi. Çok daha büyük tehditler karşısında bile şampiyonluğa oynayan bir takım olmayı başarmışken bu sezonu sadece geçmişin büyük borç yüküyle açıklamak, bunu yaparken de sürekli geçmişten gelen değerler saldırmak çözümden çok yepyeni fay kırıklıklarına yaratılmasına neden olur.

Geçen sezon şampiyonluğu kıl payı kaçırmış takımı oluşturan kadronun neredeyse teknik direktor dahil tamamının değiştirilmeye çalışılması nesnel bir gereklilikten değil, tamamen spekülatif bir davranış kaygısından kaynaklanıyordu. Bunun yeni bir vizyon, bakış açısı, Fenerbahçe anlayışı olmadığını sezonun daha yarısına gelmeden ortaya çıkacaktı.

Fenerbahçe’nin bir kaç hafta önce Beşiktaş derbisine çıktığı ilk on birde sezon başında transfer edilmiş tek bir oyuncunun olmaması yapılanın ne kadar hazırlıksız, sıradan, plansız olduğunun net göstergesiydi.

Fenerbahçe sorunu kendi içinde aradığı her an kaybettiği yeni bir güne dönüşüyor.

Başakşehir karşılaşmasında Hüseyin Göcek’in Arda’nın eline çarpan pozisyon için “gördüm, devam” dedikten bir gün sonra Alanyaspor-Erzurumspor maçının VAR hakemi olarak neredeyse kopya bir pozisyonda hakem Mete Kalkavan’ı VAR ekranına davet etmesinin tek bir nedeni vardr “Fenerbahçe algısı yönetimi.”(*)

Hüseyin Göcek 2010-11 sezonunun en kritik karşılaşması olan Fenerbahçe-Gaziantepspor maçında görev yapmış, maçın henüz başında vermediği penaltı, rakip takıma çıkarmadığı kartlar nedeniyle mücadelenin son ana kadar berabere gitmesinin temel sebeplerinden olmuştu. O maçı hatırlayanlar nasıl sonuçlandığını biliyorlar.

Mesele sadece Hüseyin, Cüneyt, Bülent, Mete, Alper, Halil değil… Zaten kişilere indirgediğinizde başka bir şeye dönüşüyor, çözemiyorsunuz. Bu yapı bir senede kurulmadı. Hüseyin Göcek VAR’a gitmeye gerek duymadı, seneye en kritik karşılaşmada yine gitmeyecek ya da VAR ekranından hakemi uyarmayacak; “pozisyon temiz” diyecek. Fenerbahçe bir sezon daha kaybedecek.

Nasıl engel olacaksın? Sen zaten Volkan Demirel’e hesap çıkarmadın mı?

Oysa rakibi belki en kritik karşılaşmada kazandığı 3 puan ile şampiyon olacak. Bir maç şampiyonluğu belirler mi? Geriye dönüp Fenerbahçe’nin son yıllarda kaç puanla şampiyonlukları kaybettiğine bakın, görürsünüz.

Fenerbahçe algısı yönetimi sadece hakemleri, medyayı, TFF’yi, MHK’yi belirlemedi; Fenerbahçe’nin içine kadar girdi.

Son yıllarda hangi takımın içinden bu kadar çok hain çıktı?

Hain iftirasını kim kimin için bu kadar rahatlıkla kullandı?

Geçtiğimiz Eylül ayında Fenerbahçe Başkanı, Aykut Kocaman’ın yardımcılarını neredeyse sanayi casusu benzetmesiyle televizyonda kitlelerin önüne attı. O kitleler bunu nasıl algıladı? Ne dedi?

Bugün Volkan Demirel’in karşılaştığı durumun gerisinde yatanı görebiliyor musunuz?

Fenerbahçe’nin buradan kazanan bir ekip haline gelmesi ne kadar mümkündür?

Fenerbahçe neden bugün küme düşme hattında bir takım oldu?

Mesele Slimani’nin, Frey’in beceriksizliği midir? Biz futbolu böyle mi açıklayacağız da Başakşehir yenilgisinin nedeni Volkan Demirel’in yaşı olacak hatta takıma ihaneti noktasına gelecek?

Fenerbahçe taraftarı futbolu bu şekilde izlemeyi, takip etmeyi, yorumlamayı sürdürürse, bir süre sonra olup biteni anlayamaz hale gelecektir.

 

(*) http://www.milliyet.com.tr/uzay-gokerman–fenerbahce-algisi-yonetimi–1834984-skorer-yazar-yazisi/

Uzay Gökerman

* Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır.