5 dakikada okuyabilirsiniz.

Son yıllarda televizyon ekranlarına çok daha fazla eski futbolcu ve hakem yorumcusu çıkmaya başladı.

İlginçtir özellikle hakemler işleri biter bitmez sanki kendi profesyonelliklerini çok iyi yapmış ve bilirkişiymiş gibi kapağı TV’lere atıveriyorlar.

Bu ne zaman başladı?

Aslında çok da yeni değil; 1990’lı yılların hemen başlarında özel televizyonların çoğalmasıyla birlikte alternatif spor programlarından biri olarak düşünüldü. Hiç kuşku yok ki öncülerinden biri Hıncal Uluç’tur.

Yeri gelmişken buraya kendi ağzından bir alıntı yapacağım. Bu sözleri çok iyi okumanızı ve düşünmenizi öneririm. Burada bugünkü medya düzenine dair bir itiraf var.

“Ben 57 yıllık gazeteciyim. Ne çıkarttığım gazetelerle, ne çıkarttığım dergilerle, ne yazdığım yazılarla gurur duyuyorum. Şöyle Bab-ı Ali’yi bakıyorum; ‘Şunların ustasıydım ben’ diyorum, bu bana gurur veriyor. Bunlar yaşayan gururlar çünkü… ‘Şunu ben yetiştirdim, bunu ben yetiştirdim’ diye ağzımdan çıkmadı. Böyle bir laf duydun mu? Hayır. Ama ben de biliyorum, onlar da biliyor. Bu da bana yeter.”(*)

8 Mayıs 2013 tarihli bir söyleşiden alınmıştır.

Bunun nasıl bir ilişki olduğu ve sürekli birbirini ürettiğini artık çok daha iyi gözlemleyebiliyoruz.

Devam edelim…

Hıncal Uluç, Erman Toroğlu’nu tesadüfen seçmedi; ortama en uygun kişi olduğundan onda karar kılındı.

Öncelikle şu sorunun cevabını arayalım;

“Neden bir hakemin yorumcu olduğu bir programa ihtiyaç duyuldu?”

Mesela 1970’li yıllarda bir hakem bu kadar ön plana çıkabiliyor muydu?

Son yıllarda ben buna çok daha kolay yanıt verebiliyorum.

Çünkü bu kadar çok sevilmesine, takip edilmesine karşın ülkemizin en acı gerçeği insanlarımızın futbolu bilmiyor oluşudur.

Evet, size söylüyorum. Maalesef futbolu bilmiyorsunuz!

Futbol oyun kurallarının içinde on kusurlu hareket olarak bilinen ve ceza gerektiren pozisyonları çözemiyoruz.

En büyük sorunumuz penaltı ve ofsayt. Bir türlü nihai kararı veremiyoruz.

Bunun için hep bir üst merciye ihtiyaç duyuluyor; okulda, işyerinde, sokakta…

Futbolu bilmeyen, ondan hiç anlamayan, sporun ruhundan bihaber bir ülkeyiz aslında.

Futbol sadece kritik pozisyon değildir, diyemiyoruz.

Bütün dünyada ezeli rekabetlerden zenginlik doğar, bizimkinden futbolu batıran bir sonuç çıktı. Çünkü meseleyi adil oyun, rekabet olarak hiç öğrenmedik.

1990’lı yılların hemen başlarında televizyonlardaki programlar da işte bu amaca hizmet etmek için planlandı.

Yine maalesef diyeceğim; öğretmek, bilgi vermek, geliştirmek için değil, bir kast sistemi yaratmak ve bu yolla da bazı kulüplerin önünü açmak, onlara daha fazla menfaat yaratmak amacıyla kuruldu bu ilişkiler.

Aradan neredeyse 30 yıl geçtiği ve buna şahit olduğum için artık çok daha net ifade edebiliyorum; ne büyük bir talihsizlik ki yeni spor medyası dediğimiz şey Hıncal Uluç gibi Galatasaray fanatiği ve daha da kötüsü Fenerbahçe düşmanı bir adamın ellerinde şekillendi.

Kendi ifadesiyle de sabittir medyayı şekillendirmekle kalmadılar, bütün kuralları değiştirdiler. Bugün herkes bir şeyden şikayetçi ve memnuniyetsiz ya işin özünde ne var iyi bilmek gerekiyor.

Erman Toroğlu 2010’lu yıllara kadar yayıncı kuruluşun en baş köşesinde yanılmaz bir otorite edasıyla her maçı, her pozisyonu kendi kafasına ve etrafındaki ilişki ağının gereklerine göre eğip, büküp, deforme ederken futbol dünyamızın tam merkezine de işte bu hakem yorumcusu olayını yerleştirdi.

Onun açtığı kapıdan önce Ahmet Çakar girdi, peşinden de diğerleri.

Futbol dünyamızın en karanlık kumpası olan 3 Temmuz’da da bu ikili en ön saflarda yeraldı.

Teesadüf müydü?

Televizyon ekranlarında teknolojinin en ileri tekniklerini hakem kararlarını tartışmak için kullanan, bütün hafta sosyal medyada bu kararlar üzerinden düşünen bir ortam gelişti.

Şimdi yine bir soru soralım kendimize; bugünkü ortam, futbolumuzun geldiği seviye ortada ve yıllardır bu ortama ve seviyeye katkı veren kişilerin bir çözüm üretebileceğine inanıyor musunuz? 

Bunu hakem, eski futbolcu, teknik direktör ayrımı yapmadan soruyorum.

Bugün ekranlarımızı süsleyen ve derin yorumlar yapan kişilerin hangisi futbolumuzun gelişimine bir katkı verdi?

Öncelikli mesleklerini yaparken sorunun bir parçası da onlar değil miydi?

Hakemlerin yarattığı kaos ortamları bu kadar ortadayken onlara televizyon eklranlarında bir de koltuk vermeden nasıl bir sonuç bekliyor umabiliriz?

Burada isimlerini saymaya gerek yok içlerinden bir tanesi var mıdır ki insanların vicdanlarında tertemiz bir maziye sahip olsun?

Geçen hafta Vahap Beyaz köşesinden hakem yorumluyor.

  • Hakemin kafası rahat değilmiş
  • Hakemin kafası karışıkmış
  • Bu hakemde iyi niyet aranmazmış
  • Bir hakemden daha fazlası beklenmezmiş

Kendisine sosyal medyadan da sordum. Bir hakem nasıl böyle bir yorum yapabilir? Adama sormazlar mı siz görevinizi hangi kafa ve ruh haliyle yapıyorsunuz? Bugünkü yorumlarınız bir empati sonucu mudur, diye.

Bu kısır döngüden çıkmanın, kurtulmanın tel bir yolu vardır o da futbolu bir başkasının bize göstermesine, anlatmasına, tarif etmresine bu kadar ihtiyaç duymadan izliyor, tahip ediyor olacağız.

Sorunun bir parçası olan bu hakem eskilerinden en kısa sürede kurtulmak da şarttır.

Hakem oyunun merkezi değildir. En iyi hakem oyunda hiç gözükmeyen hakemdir.

En iyi hakem yorumcusu da ortada hiç olmayandır.

(*) http://www.milliyet.com.tr/skorer/galeri/hincal-uluctan-fatih-terime-elestiri-1705332

* Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır.