Tarihi farkı kaçırdığımız bir maçın ardından anlatılacak büyük kahramanlık hikayesi kadar, düşündükçe çılgına döndüğümüz acemice kaçırılan pozisyonlar zihnimizi kemiriyor…

İlk 2 haftadaki gözlemlerime göre, Kadıköy’de ligin en iyi oynayan iki ekibi karşı karşıya geldi. Birtakım istatistikler de bu düşünceyi destekler nitelikte. Dün geceye kadar iki takımın da gösterdiği performans, maç içindeki tempoları ve mücadele hırsları maçın ilk yarısında sergilenen muhteşem temaşanın bir nevi habercisi gibiydi.
Öyle bir başladık ki maça, Karadeniz’de böyle bir fırtına yaşamamıştır Trabzonlular… Defansımız ne kadar tornistan ise, ofans hattımız bir o kadar arzulu başladı maça. Futbolun bütün gerekliliklerini yerine getirdik ilk 45 dakikada. Hızlı pas oyunu ile kanatlara indiğimizde, Marmara’nın rüzgârı Karadeniz’de fırtına çıkarıyor gibiydi.

İlk 15 dakikada 2 net pozisyona girdik. Hani bir deyim var ya, bu gol takım elbiseyle bile atılır diye… Tam olarak öyleydi işte… İlk yarıda, geri paslar olmasa kalecimiz Altay’ı hiç göremeyecektik. Oyunun kontrolü tamamen bizdeydi. Topu kaptırdığımız anlarda ise çok yüksek bir baskı ile topu geri kazanmasını bildik. Vedat sahanın her yerindeydi, basmadık yer bırakmadı yine. Bitmek bilmeyen enerjisi takımı ateşledi. Nitekim, Rodrigues başlattığı atakta, Kruse ile girdiği ver-kaç organizasyonu ile 17. dakikada golü buldu. Artık bizi kimse tutamazdı… Ya da biz öyle sanıyorduk, Uğurcan Çakır kendini gösterene kadar…  Kendisini tebrik etmek istiyorum. Attığımız golün karşılığını görmemiz çok uzun sürmedi. Ekuban güçlü fiziği ve oyun bilgisi ile neredeyse tek başına gol atmak için mücadele verdi. Savunma yaptığımız zaman defansımızın ne kadar derme çatma olduğunu da görmüş olduk… Gelen ortaya bomboş pozisyonda kafayı vuran Ekuban, topu ağlarla buluşturdu. Allah’tan Adil Rami gibi gerçek mevkii stoper olan bir oyuncu almayı becerebildik!  

İlk yarıda Rodrigues’in bir topu da direkten dönerken, bizim de galibiyet isteğimiz maalesef yarı yoldan döndü. İlk 45 dakikada dünyaları kaçırarak rakibimizi daha fazla cesaretlendirdik.

Topa sahip oldukları anlarda, bize göre sol kanattan gelmeye çalışıyorlardı. Malum yeni sol bekimiz(!) Dirar rakiplerin iştahını yeterince kabartıyor. Bir ara Dirar, ataklardan bunalmış olacak ki, agresif tavırları ile Trabzonlu oyuncuların kimyasını bozmaya çalıştı. Trabzonspor yakaladığı nadir kontra ataklarda kalemizi zorlasa da, kalecimiz Altay çıkardığı net pozisyonlarla kalitesini göstermiş oldu.

İkinci yarının başında, ilk yarıdaki performansımızı devam ettirme çabasındaydık, yine net pozisyonlara girdik ama fırsatları değerlendiremedik. İstanbul’daki bu neme rağmen bu kadar yüksek tempoda futbol oynayabilmek, 90 dakika boyunca sürdürülebilir değildi elbette. Mental olarak gol atmayı hala çok arzuluyor olsak da, fiziki şartlar gereği oyunun temposu çok düştü. Takımın metronomu bir anda kaçtı… İlk yarında elimizi kolumuzu sallayarak girdiğimiz Trabzon ceza sahası etrafında döndük durduk öylece… Bu arada birkaç tane de gol tehlikesi atlattık tabi.

Maçın hakemi konusunda çok büyük endişelerim vardı ancak; mücadele gücü bu kadar yüksek, özellikle ilk yarıyı hesaba katarsak, bu kadar hızlı oynanan oyunu böylesine temiz bir şekilde yönetmesi gerçekten bir başarıdır. Fırat Aydınus ile ilgili söyleyebileceğimiz olumsuz tek konu, Trabzonspor’un maçın ilk dakikasından bu yana zaman geçirmeye çalışan Uğrucan’a çok geç kart göstermesi diyebilirim.

Trabzon’un Kadıköy’deki galibiyet hasreti 22 yıla çıkarken, bizler kaçırdığımız pozisyonları milli ara boyunca konuşacağız gibi görünüyor…

Gustavo, mevlüt Erdinç, Adil Rami ve bugün adı netleşecek olan sol bek transferinden sonra şampiyonluk işten bile değil… Yeter ki Ersun yanal doğru 11’i çıkarsın sahaya.

Bütün takımı tebrik ediyorum. Biz bu şekilde oynadığımız müddetçe, Kadıköy’e gelmemek için TFF’ye dilekçe verecek takımlar olacaktır…

* Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır.