4 dakikada okuyabilirsiniz.

3 Temmuz 2011 tarihinin üzerinden tam 8 sene geçti.

O gün 10 yaşındaki bir çocuk bugün 18; 18 yaşındaki genç 26 yaşında.

Dahası henüz o günlerde gözlerini açmış ve daha yeni yeni futbola ilgi duyanlar 8 ile 10 yaşları arasında.

Bir araştırma şirketi Türkiye genelinde bir çalışma yapsa ve bu yaş grubundan kişilere 3 Temmuz ile ilgili soru sorsa büyük bir bölümünün hiçbir fikri olmadığı sonucu çıkacağına adım kadar eminim.

Size daha çarpıcı bir detay daha vereyim. Aradan geçen 8 yıl boyunca işyerimde gelenlerle, hatta Fenerbahçelilerle yaptığım sohbetlerde de konunun yeterince bilinmediğine tesadüf ettim.

  • İddianameyi okumamış
  • Dava klasörlerini incelememiş
  • Dava sürecinden hiç haberi yok
  • Sonraki UEFA ve CAS süreçlerine şöyle göz ucuyla bakmış
  • Hiçbir sebep sonuç ilişkisi kurmamış

Bundan üç sene önce kendimle ilgili yaptığım bir sunumda yazdığım “3 Temmuz ve Fenerbahçe İdeolojisi” isimli kitabımdan söz ederken dinleyicilerden biri hemen atıldı ve sordu; “3 Temmuz nedir?” Çok şaşırdım. Böylesine önemli bir olayı nasıl bilmez, diye.

Ama gerçek bu.

Biz bu tarihi yaşantımızın o kadar merkezine aldık ki bir şeyi fazlasıyla kaçırdık; 3 Temmuz’u herkesin çok iyi bildiğini, anladığını sandık.

Oysa öyle bir şey yok.

Girişte sıraladığım yaş gruplarındaki kişilerin Fenerbahçeli olduğunu varsayalım; evet 3 Temmuz hakkında belki bir fikir verebilirler ancak içeriği konusunda bilgilerinin yeterli olmadığı kanatindeyim.

Her yıl düzenli olarak bazı bilgileri tekrar ediyorum; bunu da bilinçli yapıyorum, çünkü okuyucu kitlesi değişiyor.

Beni 2011 ile 2014 yılları arasında takip eden ve okuyan kitleyle, bugünküler çok farklı. Eskiler zaman zaman “yine mi 3 Temmuz?” diye soruyor, okumuyor.

Evet, yine 3 Temmuz.

Çünkü gördük ki Cumartesi gecesi Erman Toroğlu Fenerbahçe’nin şike yaptığını ve 3 Temmuz’da olan şeyin gerçekliğini bir defa daha yineledi.

Erman Toroğlu’nu siz önemsemiyor, dinlemiyor olabilirsiniz ancak şu bir gerçek her programın bir izleyicisi var ve bu her sene değişkenlik gösteriyor ve yenileri ekleniyor. Yeni gelenin düşünme mekanizmasının etkilenmesi gerekiyor.

Kitabımın girişinde geniş bir Hıncal Uluç detayı vermiştim. Okuyanlar hatırlayacaktır. Bakın her şeyin sebebi Hıncal Uluç’tur demek hayatı hafife almak olur; ancak yaptığı ve Türkiye’de değiştirdiği şeyleri herkesin bilmesi gerekiyor.

Ben ve benim gibiler bu tarihi yaşadık.

Hıncal Uluç 1980 sonrasının ürünüdür. Çok şükür ki o yıllarda yazdığı ve yaptığı her şeyi takip ettim.

Fenerbahçe’nin 1982-83 şampiyonluğunda hakemleri satın aldığını iddia ederek kazandığı penaltıların bunların ürünü olduğunu ima ederek başladı.

Sonraki yıllarda bu artarak devam etti.

Özel televizyonların hayatımıza girdiği 1990-2000 arasında Fenerbahçe sadece 1 defa şampiyon olmasına karşın o söylemine aynen devam etti.

Galatasaray üst üste 4 yıl şampiyon olduğu dönemde de Hıncal Uluç’a göre her şey organize edilmişti; Fenerbahçe şampiyon yapılacaktı.

Ama her seferinde Galatasaray şampiyon oldu.

2006’ta Denizli’de Appiah golü kaçırınca ertesi gün çıktı televizyonda utanmadan “Appiah futbolumuzun namusunu kurtardı” dedi.

Çünkü eğer Appiah o golü atsa ve Fenerbahçe şampiyon olsa Hıncal Uluç’un senaryosu hazırdı; Aziz Yıldırım her şeyi ayarlamıştı. Gerisi oyundu. Maç bilerek uzatılmıştı. Sahaya atılan konfetileri Aziz Yıldırım ayarlamış ve stadyuma günler önce sokmuştu.

Hıncal Uluç bugün hala aynı şeyi söylüyor.

Neden?

Tam da size girişte yazdığım yaş grubunu etkilemek için.

Bir şeyi sürekli tekrar ederseniz o kanıksanır ve giderek doğruymuş gibi ezberlenir.

Google’da böyle milyonlarca çöp bilgi var.

“Fenerbahçe+şike” yazdığınızda hemen peşi sıra zaten bu bilgiler dökülüyor.

Koskoca Hıncal Uluç, Erman Toroğlu söylemiş, yazmış. Yalan mı?

3 Temmuz 2011 sabahı Türkiye’de Fenerbahçe’nin şike yaptığına inanmış çok büyük bir kitle vardı. Çünkü neredeyse 25-30 yıldır buna hazırlanmıştı.

Fenerbahçe o dönem İTÜ’ye bilimsel bir araştırma yaptırdı.

Konusu penaltıydı.

Türkiye’deki algı Fenerbahçe’ye çok kolay penaltı çalındığıydı. Oysa gerçek farklıydı. En çok penaltı Galatasaray’a çalınıyordu ve Fenerbahçe Gaziantepspor’un bile ardından yerini 4. ya da 5. sırada buluyordu.

Bugün yine bir araştırma şirketi aynı soruyu Türkiye’ye sorsun, hemen hemen aynı sonuç çıkacaktır.

Alanyaspor-Fenerbahçe maçındaki hakem ve kural hatası tartışması bize bir defa daha gösterdi ki;

  1. Türkiye’de futbol oyun kuralları bilinmiyor.
  2. Yeni kurallar hiç anlaşılmıyor.
  3. Ülke tüm kuralları Fenerbahçe üzerinden öğreniyor (6222 sayılı yasa da sadece Fenerbahçe’ye karşı çıkarılmış ve kullanılmıştı)
  4. Yine tüm Türkiye Fenerbahçe’nin menfaatine bir durum oluşmasın diye seferber oluyor.

Buradan adil oyun falan çıkmaz.

Ancak bu ortamın nasıl oluştuğu ve oluşturulmaya devam ettirildiğini bilmek ve anlamak gerekiyor.

Hıncal Uluç gibi Erman Toroğlu aynı argümanlarla konuşmaya devam edecekler ve nasıl Hıncal Uluç 50 senedir aynı yerde duruyorsa, Erman Toroğlu da daima oralarda kalmayı sürdürecektir.

Çünkü sen bunu hak ediyorsun!

* Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır.