Benfica 1-0 Fenerbahçe Maçın Özeti ve Golü

Benfica – Fenerbahçe maçı ne zaman saat kaçta hangi kanalda?

Fenerbahçe’nin Benfica kadrosu belli oldu

Aziz Yıldırım, kulüp üyeliğinden istifa ediyordu

Başkan Adayı Ali Koç, Habertürk TV’de

GÜNDEM 31 Mayıs 2018

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında 1907 Fenerbahçe Derneği’ndeki başkanlık görevinden istifa ederek Fenerbahçe başkan adaylığını açıklayan Ali Koç, 2-3 Haziran’da yapılacak tarihi seçim öncesinde Habertürk TV’de Akılda Kalan programında Veyis Ateş’in sorularını cevaplıyor…

Fenerbahçe’de 2-3 Haziran’da gerçekleştirilecek olan seçimli Olağan Genel Kurul öncesinde başkan adayı Ali Koç, Habertürk TV’de Veyis Ateş’in sorularını yanıtlıyor. Ali Koç’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aslında benim ismim neredeyse Kent Koç olacaktı. Doğuma giderken annem kriz geçiriyor, Kent sinemasının önünde beni neredeyse doğuracaktı. Onu yetiştirdiler hastaneye, çok yağmurlu, şimşekli bir hava. Hastane bahçesine de bir şimşek düşmüş. Babam da ‘Yıldırım, şimşek’ karıştırıyor, Ali Yıldırım Şimşek oluyor.”

“BABAM SON DERECE DEMOKRAT BİR İNSANDIR”

“Ben küçükken aileye çok benzemezdim. Ömer abim benle dalga geçerdi, ‘Seni depremde evlatlık edindik’ diye, 1967’de Erzincan depremi vardı… Öyle birbirimize takılırdık. Biz hepimiz belli bir yaşa kadar sarışındık. Anneciğim, babacığım derdik. Babayla hep ‘Siz’li iyidir, anneyle ‘Sen’lidir. Ama ikisi de kendi özelinde birinci sınıf insanlardır. Babam son derece demokrat bir insandır. Dinler, eder ama kendi bildiğini okuduğunda da izin verir. Annem de her yaştan arkadaşımla geçinebilir.”

“Vehbi Koç uzaktan severdi ama çok severdi. Gözlerinin içi parlardı. Bana da farklı bir bakışı vardı, artık küçük olduğum için mi bilmiyorum. Büyükbabacığım derdik, çok formal bir ilişkiydi.”

“Mustafa ile yedi, Ömer’le beş yaş fark var aramızda. Onlarla takılmak isterlerdim, bana işkence yaparlardı. Kaşlarımı çekerlerdi, üzerimden bisikletle atlarlardı. Ben de sanıyorum oyun böyle oynanır, meğersem işkenceymiş. Işıkları kapatırlardı, biri feneri tutardı diğeri de cımbızla kaşımı çekerdi. Babamın en sevmediği şey şikayettir, bende şikayet olmaz. Derdim olduğunda anneme anlatırdım. Ama abimle olan bu ilişki eğleniyorduk, o zaman öyle oyuncak falan yoktu.”

NASIL FENERBAHÇELİ OLDU?

“Abim Mustafa çok meraklıydı. Bizim evde çalışan Kamer Kaya onu Fenerbahçeli yaptı. Kamer Kaya hala bizimle maça gelir. O zamanlar Kamer’siz gittiğimiz maçlarda sıra beklerdik. Meğersem Kamer, bizim şirkete gelen bütün hediyeleri dağıtırmış, ondanmış.”

“Grup halinde Mustafa halinde giderdik maçlara. Hem Mustafa hem Kamer’le giderdik. Bir yaştan sonra Ali Koçman’la gitmeye başladık, TÜSİAD Başkanı… Şişmanca bir büyüğümüzdü, o yüzden iki bilet alırdı, yarım kontenjanından da ben girerdim maçlara. Kendimi bildim bileli top peşinde koşardım. Mustafa ile her sporu yapardık, top oynardık. Mustafa bilhassa iyi oynardı. Çoraptan top yapardık, gazoz kapağıyla top oynardık. O zamanlar nefret yoktu, böyle şeyler yoktu. Biz arkadaşlığımızı takıma göre seçmezdik. Tabii takılırdık birbirimize ama böyle bir ayrışma yoktu.”

SPORDA AYRIŞMA NASIL BAŞLADI?

“Hakkaniyet anlayışı değişti, sektör çok büyüdü, medya çok değişti. Sansasyonel haberler medyanın işine yaradı. Yöneticilerin söylemleri… Spordaki paydaşların hatası var. Son 15 yılda bir kırılma var. Okullarda böyle bir şey yoktu. Kızım ilkokula başladı, ‘Baba biz Galatasaray’dan nefret mi ediyoruz?’ dedi, iş bu noktaya gelmiş. Ama değiştireceğiz inşallah, seçilince. Biri fitili ateşleyecek, o biz olacağız inşallah. Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayacaksınız, örnek olacaksınız ve o kartopu giderek büyüyecek.”

ALİ KOÇ’TAN İTİRAF…

“Ben burada bir itirafta bulunmak istiyorum. Büyük kulüpteyiz, konuşma yapıyoruz, ihtiyaç molası yapmam gerekti, koşarak gittim. Bin kişi var. Tam dönerken yaşlı bir hanımefendi, sanırım Okşan hanımdı galiba, yolumu kesti. Bana bir zarf verdi, bir an evvel sahneye dönmek istiyordum. Okumamı istedi, açtım, yazılar o kadar küçüktü ki, ‘Okuyamıyorum’ dedim. Tekrar zarfın içine koydum. Tam sahneye çıkacakken, ‘Seninle ilgili kısmı oku’ dedi. Sahnede çıkardım ve hayatımda ilk defa o kısmı okudum. “Bu resmi çok iyi hatırlıyorum ancak röportajı bilmiyorum. Emin beyin, Fenerbahçeliliğim üzerinde emeği büyüktür. Okudum, hanımefendi bunu bunca yıl nasıl saklamış, neden bana o gün verdi… ‘Önceden aday olacağına inanmadım, tam emin olunca vermek istedim’ dedi. Ertesi gün işe geldim, arşivleme sistemim zayıftır. Kat görevlisi resmi çıkardı verdi. İki tane top var. Utandığım bir itiraf bu. O toplardan bir tanesi, Santos’un Türkiye’ye gelip maç yaptıktan sonra imzalayıp bıraktığı top… O topu da Emin bey bana hediye etmişti. Ben o topa gözüm gibi bakarken abim Mustafa o topu alıp mahallede maça gitti. Sonra o top yok oldu! Hala utancını taşıyorum. O topun bugün başka yerde olması gerekirdi. Pele’nin bile imzası vardı. Çok kötü bir tecrübe. Yıllardır bunu soracaklar ne cevap vereceğim diye korkardım. Emin bey de hayatta değil, abim de hayatta değil. Bunu söyleme ihtiyacı duydum ve üzerimden attım. Öbür top da sanırım Bayern Münih’in imzaladığı bir toptu.”

ÖĞRENCİLİK YILLARI

“Haylaz bir öğrenciydim ancak hiçbir zaman sınıfta kalmazdım. Hep son dakika yapılması gerekeni yapar, yoluma bakardım. Fenerbahçe başkanlığı hep kafamdaydı. Hayal olarak vardı. 29 yaşımda döndüm ben Türkiye’ye. Başkanlık için 50 yaşını işaret ederdim, arkadaşlarım da beklenir mi diye sorardı. 50 yaş derken de planlanmış bir şey değildi.”

FUTBOLCULUĞU…

“Çok iyi top oynardım. 3 tane diz ameliyatım var ondan kaleye geçtim. Rıdvan Dilmen’le de oynamıştık, iki gol atmıştı bana. Koç Holding’in profesyoneller karmasıydı bu, eski emekli futbolculara karşı oynamıştık. Türkiye’ye geldiğim ilk yıllardı. Dizlerim sakat olduğu için kaleye geçerdim.”

ALPARSLAN ERATLI

“Alparslan Eratlı gibisi gelmedi. Biz küçükken topu alır, onu geçer bunu geçer, golünü atardı. Öylesi de hiçbir zaman gelmedi. Rıdvan çok sakatlandı o yüzden Alparslan’dır. Kendisini çok az tanırdım ama unutamadığım bir oyuncudur”

1907 FENERBAHÇE DERNEĞİ BAŞKANLIĞI

“Oraya başkan olmasaydım bugün burada olmazdım. Yıl 1986-87, Hüseyin Çakıroğlu vardı. Bordeaux maçının kahramanı ‘doktor’ lakaplı, ikinci ligden Gaziantepspor’dan Fenerbahçe’ye İsmail Kartal’la transfer olan adam gibi bir adamdır. Müthiş bir karakterdi. UCLA’da okuyordum, bir gün telefon aldım, ‘Hüseyin kansere yakalandı’ dediler. Zonguldakspor maçından önceydi, idmanda bayılıyor… ABD’ye geldi. Nisan ayında geldi. Belim kadar bacakları vardı. Onunla çok yakınlaştım, sayesinde Büyük Şenol ve İsmail Kartal’la dost olduk. Kurtulamadı. Kendisini ağustos ayında gördüğüm zaman bacakları kollarımdan daha inceydi. Onun adına bir şey yapalım istedik dört arkadaş. Gittik geldik, 1907 fikri geldi. Abim Mustafa ilk başkan olmasına rağmen esas itici gücü Melih Esen Cengiz olmuştur. ENKA’da CFO’ydu. Kurmak çok uzun sürdü, senelerce gittik geldik. İnsanları ikna etmek için uzun sürdü. O zamanlar Fenerbahçe’de gruplaşmalar vardı, ‘Böyle gidemez’ dedik aynı bugün olduğu gibi. Abim yıllarca başkanlık yaptı. Bazı fikir ayrılıklarından dolayı kopmuştum. 6-0’lık Galatasaray maçından sonra polis bazı yerlere şiddet nedeniyle baskın yaptı. Anlaşılan kulüplere sorulmuş, Galatasaray sanırım ultrAslan’ı, bizim başkan da 1907 Fenerbahçe’yi göstermişti. Çok garip bir şey bu. 1907’de başkan Necdet Ersoy’du, polis onu almaya gelmişti. Saçma sapan bir şey. 1907, o zaman UNIFEB’i kuruyordu. Hedef alınmamız saçmalıktı, o zaman da başkana ‘Böyle bir şeyi nasıl yaparsınız’ diye sordum. Abim Aziz bey ile Necdet bey arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı olmadı, ‘Sen başına geçmek zorundasın’ demişti. Niyetim de hiç yoktu. O zaman da başına geçmiştim.”

“BENİ SEVEN KİMSE ADAY OLMAMI İSTEMEZ”

“Akıllı bir iş olmadığını net bir şekilde söyleyebilirim. Ama söz konusu Fenerbahçe olunca benim karar verme mekanizmam normal şartlardan daha farklı işliyor. Tuttuğum şeyi tutarım, sadakat duygum yüksektir. Fenerbahçe’ye gelince kızım doğmadan 8-10 saat önce Denizli’de kaptırdığımız şampiyonluk var. Çok kanıma dokunmuştu, başkanımız beni sağ olsun yönetime çağırmıştı. 6 sene beraber kaldık. 5. senede 3 Temmuz’u yaşadık. 1 sene o kulüpte çok enteresan şeyler yaşadık, Allah kimseye göstermesin. Başkanımız ve yöneticiler içeride bizler dışarıda, taraftarımız dik durduk ve atlattık. O süreçten sonra taraftar bana karşı farklı bir duygu, his, teveccüh, beklenti… İşler Fenerbahçe’de kötü gittikçe bu daha da arttı. Karar aldığım dönemde ‘Fenerbahçe böyle gidemez, bir değişim olmadığı sürece bu iş böyle gidecek. Fenerbahçe bundan çok daha iyisini hak ediyor. Bu değişimi yapacak benden başka biri de ortaya çıkmayabilir. Çünkü akıllı bir iş değil. Beni seven kimse böyle bir şeyi yapmamı istemez. Aile hayatım değişecek, huzurum bozukacak. Belki yaşlanma sürecim hızlanacak, belki maddi açıdan ciddi bir fedakarlık veya feragat edeceğim. Bütün bunları yaptıktan sonra kendimi beğendiremeyebilirim, kovularak yollanma var işin sonunda. Baskonia maçından çıkıyorduk, oğlum sahada seyrediyor, ben yukarıda seyrediyorum. Fotoğraf çektirmekten bir saat geç girebildim arabaya, bana biraz kızdı oğlum. Ertesi gün videodan gösterdim, ‘Oğlum, taraftar, tezahürat, böyule böyle’ diye anlattım. ‘Bir sene sonra tam tersi de olabilir, biliyorsun değil mi?’ dedi, yaşı daha 9. Ya birileri ona söylüyor veyahut… Bütün bu risklerin farkındayım. Hayatımda belki de verdiğim en aptalca, bedeli en yüksek karar olabilir. Ama ok yaydan çıktı, artık hesap kitap yapmanın anlamı yok. Diğer taraftan da öyle bir sevgi, sahiplenme hissediyorum ki borçlu gibiyim. Kazanıp kazanmama konusunda endişem yok. Esas endişem kazanırsam nasıl layık olacağım kısmı. Kolay bir iş değil, ateşten gömlek.”

“BAMBAŞKA BİR HİKAYE YAZMAK İÇİN YOLA ÇIKTIM. HEM FENERBAHÇE HEM TÜRK SPORU HEM DE TÜRK GENÇLİĞİ İÇİN…”

“Kazanamazsam bir sonraki seçimde olmayacağımı söyledim ama bir daha kolay kolay böyle bir maceraya girer miyim bilmiyorum. Çok makul bir insanım, hırsım, vicdanımın, merhametimin, adaletimin önüne geçmez. Bir hayatım var. Semih Özsoy’un dediği gibi ‘Fenerbahçe bir hayattır ama hayat her zaman Fenerbahçe’den ibaret değildir’ İnsanların yapacak başka şeyleri de olmalı. Bazen tenkit ediliyorum, bilhassa kongre üyeleri tarafından ‘Başkan 24 saat orada, Ali Koç bu kadar vakit ayıracak mı?’ diye. Bu kadar vakit ayrılıyor de ne oluyor? Belki 18 saat orada olsa işler belki daha iyi oalcak. Çok uzun süreler aynı işi yaptığınızda körlük de oluşabiliyor. Bambaşka bir hikaye yazmak için yola çıktım. Hem Fenerbahçe hem Türk sporu hem de Türk gençliği için. Çok iddialı olabilir ama niyetim bu. Seçilirsem tabii, başarır mıyım başaramaz mıyım zaman gösterecek. Seçilmezsem çocuklarımın en güzel yaşlarında yanlarında olacağım. Çocuk hastasıyım, tüm çocuklar beni çok sever. Normal ve huzurlu bir hayatım devam edecek. Eşimden de ilk sene çok büyük fedakarlık yapacağım. Annem, babam, abim, halam herkes… Sonuna kadar arkamdalar. Büyük bir misyonla yola çıktım. Oğluma da şunu söylüyorum ‘Bu kadar sevilmek herkese nasip olmaz. Onlara umut olabilmek, onlara güven verebilmek, herkese nasip olmaz.”

SİYASET İDDİALARINA CEVAP!

“Bunlara deli saçması diyorum. Yakından uzaktan siyasetle ilişkim olmaz. Belediye encümenü bile olmam. Bu kadar laftan sonra laftan sonra siyasete girersem, dünyanın en büyük sahtekarı benim, sakın bana oy vermeyin çünkü yalan söyleyen biriyim. Bu kadar büyük konuşuyorum. Bu nereden çıkıyor? Kulüp tarafından yayılan bir unsur. Hatta ‘Transatletik adayı’ olarak gösteriliyorum, burada kitleleri peşime takıp sonrasında siyasete girecektim. Bu herhalde Ankara’yı etkilemek için yapılmış basit bir strateji, ucuz bir strateji. Herhalde benim önümü kessinler diye devletten bir medet umuyorlar. 20 yıllık başkan olarak böyle bir şeyden medet ummak bence acz içinde olmak. En basit tabiriyle bu. Türkiye’de ne yazık ki insanlar çok çabuk inanabiliyorlar. Net söylüyorum, bunları Aziz Yıldırım çıkarıyor. O yüzden diyorum çıkalım televizyona oturalım konuşalım. Ankara’da bir evrak dağıtmışlar, tek sayfalık. Herkes gezdiriyor. Biri resmini çektini, orada saçma sapan komplo teorileri… Yakışmıyor! Fenerbahçe’ye yakışmıyor! Üzülüyorum. Daha ne kadar artabilir! Daha söylemediğim şeyler de var. Başkan olursam asıl o zaman konuşacağım. Başkan olursam hesaplaşması olacak, şu anda minimumda tutmaya çalışıyorum. Nezaketi, saygıyı korumaya çalışıyorum ama bu işi aileme kadar getirirseniz farklı yüzümü göreceksiniz. Bir kısmını gördünüz, seçilirsem daha farklı olacak. Hesaplaşma değil bu ama ‘Hoşgörüyle meydan okuma’ deyin. Ben başkan seçilirsem, bir daha hiçkimse bir adaya böyle muamele edemeyecek. Mümkün olduğu kadar bunu tüzükte garanti altına alacak. ”

“HARCAYACAĞIM KAYNAK, ÇOCUKLARIMIN GELECEĞİ. BUNU SORGULADIĞIM ZAMAN AKLIMA FENERBAHÇE TARAFTARI GELİYOR”

“Öyle antidemokratik bir dönemden geçtik ki… Bir koltuk için değer mi ya? Kafayı yastığım zaman uyuyorum. Kazanalım veya kaybedelim, içim rahat. Kimsenin hakkını yemedik, kimseye biad etmedik, menfaat ilişkisine girmedik. Basın olmadan buraya kadar geldik, bu tamamen Fenerbahçe taraftarının gücü. Bu güç, en kötü günde bile müthiş moral oluyor. Buraya harcayacağım her kaynak, çocuklarımın geleceğinden aslında. Bunu sorguladığım zaman aklıma Fenerbahçe taraftarı geliyor. Çünkü milyonlara umut olmak herkese nasip olmaz.”

“EN AZ 6 SENEYE İHTİYACIMIZ VAR”

“Başkanımız diyor ya ‘Beni kızdırmayın, 10 sene daha kalırım’ Tam tersini düşünüyorum. İnşallah ben gideceğim zaman insanlara tehdit olur da beni tutarlar. Kalmam değil, gitmem… Bu gidişatı değiştirmek içni minimum iki dönem gerekiyor. Hatta bence en ideali 4 senedir. 3 dönemle sınırlandırılmalıdır. Bu mevzuat, Dernekler Kanunu olarak ne kadar geçerli bilmiyorum. Bismillah demeden 6 ay geçiyor. TÜSİAD için iki sene, çok az. Mevcut düzende en az 6 seneye ihtiyacımız var. Dönüşü olmayan bir yola sokmak için. 6 senede doğru işleri yaparsak, dönüşü olmayan noktaya gelir.”

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapın.